Dağların arasına sıkışmış küçük köy, sabahları horoz sesleriyle uyanırdı. Gün doğarken ince bir sis tabakası tarlaların üzerine çöker, güneş yükseldikçe ağır ağır dağılırdı. Bahar aylarında toprağın kokusu bütün köyü sarar, rüzgâr buğday başaklarının arasından geçerken dalga dalga ses çıkarırdı; sanki doğa kendi konserini verirdi.
Kasabanın biraz dışında Hasan Ağa’nın evi vardı. Yıllardır çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşırdı. Sabah ezanıyla kalkar, ahıra uğramadan kahvaltı etmezdi. Toprağın dilinden, hayvanın hâlinden anlardı. Köyde ona duyulan saygı sadece çalışkanlığından değil, attığı her adımı ölçüp biçmesindendi. Hasan Ağa’nın en büyük hayali, oğlunun okuyup kendini geliştirmesiydi. “Benim göremediğim yerleri görsün,” derdi ama içinden de şunu geçirirdi: “Yanımda olsun da işleri devralsın…”
Yıllarca didinmiş, kazandığını azar azar biriktirmiş ve oğlu Murat’ı şehre okumaya göndermişti. Murat, başarılı ve çalışkan bir gençti. Üniversiteyi bitirip köye döndüğünde aklı projelerle doluydu.
Daha ilk haftadan büyük bir heyecanla konuşmaya başladı: “Baba, arkadaşlarla yem fabrikası kuracağız. Herkes parasını ortaya koyuyor. Ne varsa koyup ona göre hareket edeceğiz. Büyük risk almadan kazanç ve başarı olmaz!” diye düşündük.
Hasan Ağa kaşığını yavaşça bıraktı. Sakin bir şekilde oğluna baktı:
Oğlum… önce kendine şunu sor: Bu işe neden girmek istiyorsun?”
Murat hemen cevap verdi: “Para kazanmak için.”
Hasan Ağa söze devam etti: “Amacın para kazanmak olursa çok yanılırsın. Başta kazanamayınca yaptığın işi devam ettirmek istemezsin, motivasyonun düşer. İnsan şunu bilmelidir ki bir işin çıraklığı hep zordur. Eğer hizmet etmeye odaklanırsan, para kazanmak ikinci planda olmalıdır. Zaman ilerledikçe o para sana gelecektir.
Bir işe girerken de bütün paranı yatırma. Dana alırken bütün paranı tek hayvana yatırır mısın? Ya hastalanırsa? Ya piyasa düşerse?”
Sonra dışarıyı işaret etti: “Toprağa tohum atarken bile hesap yaparız: Bu yıl toprak ne kadar kaldırır? Yağmur yeter mi? Gübreye değer mi? Çünkü çiftçilik heyecan işi değil, denge işidir.”
Murat dikkat kesildi.
Hasan Ağa bu kez doğrudan öğüt verdi:
“Bir işe başlamadan önce kendine şu soruları sor:
Ben bunu neden yapıyorum? Bu iş bana ne kazandıracak, ne götürecek? Bu uğurda nelerden vazgeçebilirim? Kaybedersem ayakta kalabilir miyim? Ve en önemlisi: İnsan önce şunu bilmeli: Ne kadar kaybetmeye hazırım?”
Murat’ın aklında şehirde duyduğu sözler vardı: “Cesur olacaksın!” “Tam girmezsen kazanamazsın!” “Korkarsan büyüyemezsin!”
Ama babası başka bir şey söylüyordu: “Bir çiftçi bütün tohumunu bilmediği tarlaya saçmaz. Önce ayağını suya sokar, derinliği ölçer. Sonra ona göre hareket eder.”
O gece Murat uzun uzun düşündü. Şehir ona hızlı düşünmeyi öğretmişti ama babasının deneyimi ise ona doğru düşünmeyi öğretiyordu.
O da bir anda şunu fark etti:
Demek ki başarı sadece risk almak, cesur olmak değilmiş. Ne zaman ilerleyeceğini, nerede duracağını bilmek ve kontrollü gitmekmiş.
11 Responses
Herkes bir tavsiyede bulunuyor. Risk al cesur ol diye. Ancak çok azı düşünüyor bu tavsiye gerçekten işe yarar mı risk leri ne diye.