
Asırlık Sistem
‘’Artık ölsem de gam yemem diyordu Can’’. Oysa bundan bir kaç yıl öncesinde hiç öyle düşünmüyordu.
Babası Ahmet bey, büyük bir şirketin sahibiydi. 20 yılı aşkın bir şirketi vardı. Kişi sayısı artmış, işler büyümüş ama bir türlü işler düzgün ilerlemiyordu. Firma içerisinde ne yapılırsa Ahmet bey’in haberi olması gerekiyordu. Onun göz çektiği, yetişemediği konularda hep sorunlar çıkıyordu. Aslında 20 yıl geçmesine ve yaptığı işte ustalaşmasına rağmen hala ilk yıllarındaki gibi sistem işliyordu. Yıllar geçiyor ama yönetim stratejisi olarak deneyerek öğrendiği yöntemden hiç vazgeçemiyordu. Küçük, büyük tüm meselelere karışıyor, sorumluluk verdiği kişilerin yetkilerini kabul etmiyor, küçük meselelere bile çok büyük tepkiler veriyordu. Yani işlere karışarak, bağırarak, kızarak insanların üstünde bir baskı oluşturarak işlerini idare ediyordu. Firma yönetimi, herkesin kendisinden korkmasını sağlayan ve ona sormadan ilerlemeyen bir sistem üzerineydi aslında. Bu karar alınması gerektiğinde yolları tıkıyordu. Küçük bir olayda bile patrona sorulması gerekiyordu. Şirketteki tüm kararları kendisi vermek istiyordu.
Departman yöneticilerin sorumluluğu vardı ama yetkisi yoktu. Süreçler net olarak tariflenmemiş. İşlerin nasıl yapılacağı teorik olarak belliydi ama pratikte hiç öyle işlemiyordu. Bu, çalışanların herhangi bir olumsuz durumda suçlanmalarını sağlayan ama başarıda patronu alkışlatan bir sistemdi. Her şeyin kendisine sorulmasını istiyordu. Babası Ahmet bey, gerçekten ilgilenmesi gereken işlerle deilgilenemiyordu. Dolayısıyla basit meselelerle ilgilenmesine sebep oluyordu. Asıl önemli hamlelerde geride kalıyordu.
Oğlu Can, babasına bu sisteminin tıkandığını ve firmanın ilerlemesini önlediğini söylüyordu. Fakat babası sadece bildiğini okuyordu. Neredeyse bütün işler için patronun orada olması gerekiyordu. Patron gelmediğinde de hiç kimse çalışamıyordu. Şirkette olmadığı günler herkes oturur sohbet ediyordu. Çünkü patron yoksa sistem tıkanıyordu ve ilerleyemiyorlardı.
Oğluna ‘’Bak ben gelmezsem işleri tek başınıza halledemezsiniz.’’ diyordu.
Can, babasına şirketin sen olmasan bile işler devam edebilmeli diyordu. Babası gibi tepkisel olmayıp sistemle çevrilmesi gerektiğini savunuyordu. Sorumluluk ve yetkinin aynı oranda verilmesi gerektiğini savunuyordu.
Birgün, Babası Ahmet bey bir hastalığa yakalandı. Sürekli hastaneye gitmesi gerekiyor ve şirkete eskisi gibi gelemiyordu. Yine de, üzerindeki yetkileri de oğluna devretmiyordu. Bu neredeyse çeyrek asırlık şirketini batırma noktasına getirmişti. Çok zorlandıklarını görünce ve kendisinin de artık ilgilenemediğini anlayınca, hiç istemese de tüm yetkileri oğluna devretmek zorunda kaldı.
Can’ın ilk yaptığı sorumluluk verilen insanlara yetkilerini vermesi olmuştu. Yetki verdiği insanları da denetlemesi gerektiğini biliyordu. Ona göre de bir raporlama ve denetlemesi sistemi kurdu. Gün içerisinde ofiste oluyor, genelde işlerin çoğuna karışmıyordu. Yetki verdiği çalışanları uzaktan denetliyor, haftalık ve aylık toplantılarda sonuçları değerlendiriyordu. Ofiste kapısı hep açıktı. Sistem tıkandığında çalışanlar gelip Can’a sorabiliyor, o da yetkilerini bozmadan onları yönlendiriyordu. Tüm bu süreçleri onları motive ederek, destekleyerek ve denetleyerek yapıyordu. Denetim için tüm süreçlerini bir çatı altında toplayan firma içi sistemler kurdu. Satınalma, satış, muhasebe, imalat gibi tüm süreçleri anlaşılabilir, kolayca tarif edilebilir ve denetlenebilir hale getirdi. Yeni bir personel gelse bile hızlıca firmaya adapte olup işler aksamadan yürüyebiliyordu. Bu karar, şirketin artık insana bağımlı olmasını engellemiş ve sisteme dayalı bir şirkete dönüştürmüştü. Artık kendisi dahil şirkete gitmese de kendini çeviren ve denetlenebilen bir sistemi vardı. Nasıl olmuştu bu? Basit görünen ama çok önemli bir karar almıştı.
‘’Sorumluluk kimdeyse yetki ondadır’’ kararını vermişti. Liderlik dediğimiz bağırıp çağırmak tepkisel olmak ve her işi kendisine sorularak yapılması değildi. İyi bir yönetici olan firma sahibi, ustalığa gelmiş bir firmayı ileriye götürebilecek bir sistemi doğu yetki ve sorumlulu bilincinde olan kişilere devretmesi ve onları, adaletli olarak takip etmesidir.
Yani Hak edene, hak ettiğini, hak ettiği zaman verebilmektir.
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar (28)
Demir dedi ki
3 Şubat 2026Birden sorumluluğu verseydi o kadar güçlü olmazdı. Güçlü olduğu yerde vermesi daha kaliteli olmuş. Bedelsiz lider zalim olurdu. Bedel olduğu için hakkettiği zamanda verilmesi daha kaliteli olmuş. Çok güzel anlattınız teşekkür ederiz.
bedirhan dilmen dedi ki
3 Şubat 2026Güzel bir tespit olmuş. Aslında eskiden beri değişmeyen bazı hayatta kurallar var. Bu kurallara uyduğunda hayat kolaylaşıyor aslında.
Olgun B dedi ki
3 Şubat 2026Yetki ve sorumluluk çok önemli bir konu. Ailede ve İş hayatında yeri geldiğinde sorumluluk alan kişiye yetkiyide beraberinde vermek gerekir. Vermediğimizde onun için her şey çok zorlaşıyor. Bir problem olduğunda sorumlusu o ama yetkisi yok. Bu durum o kişinin moralini çok bozuyor ve tüm azmini köreltiyor. Böylece üretim isteği gayreti ve öz güveni azalıyor. Buda ne yazıkki onun liderlik yönünün gelişmesine engel oluyor. Çok faydalı bir yazı olmuş elinize sağlık…
Nuran dedi ki
10 Şubat 2026Bir şirket veya bir aile hiç fark etmez. Belli bir sürede ustalığa varmalı ve sistemi olmalı. İlla ki patron veya anne babanın her an denetlemesi gerekiyor veya müdahalesi gerekiyorsa o şirket o aile henüz olamamış demektir.
Ustalığa varmak için de insanlara süreçle ilgili sorumluluk ve o sorumlulukla ilgili yetkilerin de verilmesi gerekiyor. Yoksa nasıl yetişecek ve nasıl sahiplenecek ki insanlar...O aileyi, o işi? Teşekkürler...Ayşe K dedi ki
11 Şubat 2026Yetki ve sorumluluk. Davul ile tokmak gibi...
Yetki ve sorumluluk ayrı kisilerde olursa ses çıkmıyor...
Can bir firmaya can vermiş :)Faruk G. dedi ki
11 Şubat 2026Günümüz'ün Ahmet beyleri de, Anneler, Babalar...
Çocuklarına bağırmayla ,yetki sorumluluk vermeden iş yaptırmaya çalışan anne - babalar...Işık dedi ki
11 Şubat 2026Sorumluluğun verildiği kişiye yetki verilmezse o personel uzun soluklu olarak o işletmede kalmayacaktır. Yetkisi olmayan kişi yavaş yavaş süreci sahiplenmeyi de bırakıyor.
Hak edene, hak ettiğini, hak ettiği zaman verebilmek, çok doğru bir tespit.
İşi, süreci üstlenecek yeterliliğe sahip kişiye sorumluluğu doğru olan zamanda vermek Gerçek liderin başarısıdır.Özlem Ö dedi ki
11 Şubat 2026Ailelerde yetki alıp sorumluluk almayan çocukların sorun olması gibi... yetki ve sorumluluk ayrılmaz ikili olmalı.
Aslı S. dedi ki
11 Şubat 2026Bir insanı yetiştirmenin en önemli kaidelerinden biri diyebilirmiyiz?
Yaşına göre sorumluluk ve o sorumluluğa göre yetkili kılmak insanı bir hedef uğruna geliştiren en önemli noktalardan biri.
Emeğinize sağlık⚘️Serhat dedi ki
12 Şubat 2026Hikayade yazdığı gibi eskiden büyükler ondan sonra gelecek nesle yetki vermezdi bütün yetkinin kendisinde kalmasını ister sanki onlar olmazsa firma batar gibi düşünüyorlar çünkü bedelleri çok o insan da onun için bırakamıyor
Bir insana yetki verip te sorumluluk vermezsek o insana zulmetmiş oluruz
Elinize sağlık güncel konuyu ele almışsınızH. Ülkü dedi ki
12 Şubat 2026Kontrol etmek istediğimiz şeylerin sayısı arttıkça kontrol kabiliyetimiz azalıyor. Bunu fark etmediğimizde de ilişkilerimizde çatışmalar yaşıyoruz maalesef.
İpeki K. dedi ki
13 Şubat 2026“ Sorumluluk kimdeyse yetki ondadır” keşke bunu hayatımızın diğer alanlarında da uygulayabilsek. Çocuk yetiştirirken, aile ilişkilerinde, ticarette, alışverişte bile… Sorumlukuk sahibi olmasının yanında yetkinin verilmesi insana özgüven verir, geliştirir, dönüştürür, güçlendirir, kaliteli işler yapmasını sağlar.
Yetkisi dahilinde sorumluluğunu bilen, sorumluluğunu yerine getirebilecek yetkili olur.Hilâl dedi ki
14 Şubat 2026Bu durumda olan o kadar çok patron şirketi var ki. Umarım onlar da Başarı Psikolojisi stratejileriyle, daha sürdürülebilir bir yapılanmaya dönebilirler.
FATİH B. dedi ki
14 Şubat 2026Lider demek her şeye koşan değil yetki ve sorumluluğu doğru kişiye verendir.
Şafak B. dedi ki
26 Şubat 2026İnsan hep işleri kendi olmadığında batacak zanneder de doğru hamleleri bir türlü yapamaz.
Hatırlatıcı güçlü bir yazı...
Başarı aslında nedir? Liderlik nasıl yapılır? AnlayabilsekFatma D. dedi ki
26 Şubat 2026Sorumluluk verip te yetki vermemek insanın hem kendisine hem çevresine ettiği ne büyük kötülük halbuki işler nasıl yolunda ilerleyecekti
Bilmiyorduk…Naz A. dedi ki
26 Şubat 2026O zaman liderlik ettiğimiz insanlara hem sorumluluk hem de yetki vererek denetimini yapmamız demek; yetki verilen kişiyi yetiştirmemiz demektir.
Yetki sahibi olan kişi o yetkiye uygun davranışlar gösterir. ✨Sevgi G. dedi ki
26 Şubat 2026Lider kişi yolu tıkayan değil, yolu açan, işleri kolaylaştıran olmalı.
Duygu Demir dedi ki
28 Şubat 2026Çok doğru tespitler... Gerçek lider kendini değil işlerin akışını merkeze alır. O nedenle de kendisi yokken yürüyen bir sistem kurmak gerçekten liderlik edebilen insanlardan başkasının harcı olmuyor. Sorumluluk kimdeyse, yetkiyi de ona verip kendisi de sadece denetleme kısmında olan lider hem kendisi rahat çalışıyor hem de yanındakiler rahat ediyor. Emeğinize sağlık, çok doğru bir noktaya değinmişsiniz. :)))
Kayhan dedi ki
2 Mart 2026Yetki ve sorumluluğun bir işyerinde uyum içinde dağıtılmış olması, işlerin daha hızlı ilerlemesini sağlıyor.
berker k. dedi ki
2 Mart 2026Yetki ile sorumluluğun dengede olduğu yerde sistem işliyor. adalet oluyor. yoksa çarpık bir sistem olmak zorunda...
Atilla G. dedi ki
13 Mart 2026Çok yaygın bir problem ve farkına bile varmadan yıllarını harcanabilliyor. Aslında her şeyin bir stratejisi var ama deneme yanılma yapmak egoya daha uygun geliyor . Her şeyi ben bilirim egosuna sahip olan kişilerde özellikle.
İpek K. dedi ki
14 Mart 2026Lider doğru zamanda doğru kişilere yetki ve sorumluluk verendir. Adildir, hak edene hak ettiğini tam da zamanında verendir.
Ekrem Ç. dedi ki
14 Mart 2026Bir işletme ilk kurulduğu zaman yani çıraklığında, yetki ve sorumluluğun tek kişide olması normaldir. Ancak işletme büyüdükçe, yetki ve sorumluluğun doğru şekilde dağıtılması gerekir. Böylece büyük küçük her konuda patrona sorma zorunluluğu ortadan kalkar. Kurumsallaşma dediğimiz kavram da tam olarak bu değil midir?
selçuk canbilek dedi ki
14 Mart 2026Bu tarz insanlar işler iyi olunca sorumluluk alan kötü olunca başkasından bilenler. Yetki ve sorumluluk aynı kişide olunca başarı ölçülebilir oluyor.
M.Y. dedi ki
30 Mart 2026Sorumluluk verdiğine yetki de vermek, yetkilendirdiğini başı boş bırakmadan ara ara da denetlemek... yönetimin en önemli basamakları ne güzel anlatılmış.
Muhammet K. dedi ki
14 Nisan 2026Ben olmasam işler yürümez algısı... Ne büyük bir yanılgı... Tek kişiye bağımlı olan bir sistem ne kadar uzun ömürlü olabilir! Gerçekten güzel bir yazı olmuş.
ZEKİ KILIÇ dedi ki
22 Mayıs 2026Bu tarz patronların sorunu şikayet ettikleri süreçlerden accayip keyif almaları. Tüm bedellerini işe aktardıkları için tüm keyifleride orda. Hem yoğunluktan şikayet ederler hemde o yetkileri devretmek istemezler. Yapılması gereken iş dışındaki alanlara yönlendirmek.
